Thursday, March 16, 2006

YÜREK ÇAĞRISI

Nesini çalmışsan veya
neyini almışsan bir insanın,
iade etmenin yolunu bulabilirsin.
Peki, ya o insanın sana verdiği zamanıysa?
Ha zamanının bir bölümü,
ha yüreğinin bir dilimi.
Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musunuz?
Düşünebiliyor musunuz sizin olmadığınız bir'uzak'ta,
sizin için vaktini tüketmiş olduğunu, birisinin?
Sizin için, sizden habersiz...
Bir mektubun kanatlarındaki yükü düşünsenize...
Nasıl çıpınabiliyor bu kanatlar ve nasıl aşabiliyor bunca mesafeleri
böylesine doluyken!...
Duygular değil mi bizi gönüllere taşıyan?
Duygular degil mi bizi yarınlara taşıyan?
Ha duyguların ulaşmadığı yürekler,
ha yolcuların unuttuğu han kapıları!
Mektup geçmemiş sokaklara girmese yolum.
Çünkü, mektup geçmemiş sokaklar karanlık,
mektup yazılmayan geceler yıldızsız... S
elâmsız kapılar nefessiz gibi!
İadesiz ne var verilebilen?
Vermek istiyorsan, yüreğinden bir dilim ver,
zamanından bir bölüm.
Onun için, ondan habersiz...
Benim için, benden habersiz.
Aynen bu yazıyı yazarken,senin haberin olmadığı kadar
benimde haberim olmasın yazdıklarından.
Aynen bu yazıda olduğu gibi gönlün aksın klavyenden monitörüne.
Her harf bir ilmek ve satırlar yüreğinin çevresindeki dantel olsun...
Göreyim.
Sulamazsan çiçekler gülmez.
Yollamazsan selamlar gelmez...
Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musunuz gerçekten?
Düşünebiliyor musunuz sizin olmadığınız'uzak'larda
vaktini tüketmiş olduğunu, birisinin?
Sizin için...Hemde sizden habersiz.
Bugün selâm'ın güzelliğini düşünün...

Tuesday, March 14, 2006

TELEFON IKINCI BOLUM

Cep telefonu geyikleri
1- Pire itte, cep telefonu yigitte bulunur.
2- Yigidin cep telefonu meydandadir.
3- Alismadik cepte telefon durmaz.
3- Anadan gecilir, cep telefonundan gecilmez.
4- Ey cep telefonlu Turk Gencligi...
5- Arsizin yuzune tukurmusler,"Kapsama alani disindayim"demis.
6- Insani dert, cep telefonunu kart oldurur.
7- Bir cep telefonlu Turk dunyaya bedeldir.
8- At olur meydan kalir, yigit olur cep telefonu kalir.
9- Bosbogazi cehenneme atmislar,"cep telefonum nerede?"demis.
10- Cingeneye beylik vermisler, once cep telefonu almis.
11- Cep telefonlu coban, yoksul beyden yegdir. .
12- Denize dusen cep telefonuna sarilir.
13- Dilenciye cep telefonu vermisler, kartini begenmemis.
14- El elin esegini cep telefonuyla arar.
15-Erkegin kalbine giden yol cep telefonundan gecer.
16- Haydan gelen cep telefonu faturasina gider. .
17-Ben sporcunun zeki, cevik, cep telefonlu ve ahlaklisini severim.
18- Ayrani yok icmeye, cep telefonu ile gider ... .
19- Gormemisin cep telefonu olmus, tutmus antenini koparmis.

Monday, March 13, 2006

DUNYA TELEFON KULTURU




Araplar birbirlerini derin bir kibarlikla selamlarlar telefonda. Fransizlar ise hemen kimin aradigini bilmek isterler. Italyanlar neredeyse telefonlarina asiktirlar, saatlerce konusurlar.
Alexander Graham Bell, ilk olarak Thomas Watson’i arayip “gel” demistir telefonda, her ne kadar herkes onun ilk olarak sevgilisini aradigini soylesede. Soylentiye gore telefonu ilk icat ettigi zamanlarda bir sevgilisi vardı ve adi Allessandro Lolita Oswaldo idi.
Graham Bell atolyesinde calısırken onu arayacak bir tek kisi vardı o kiside sevgilisi Allessandro Lolita Oswaldo’ydu. Ve bunun icin telefonu ilk kaldırır kaldırmaz Allessandro Lolita Oswaldo diyordu daha sonradan isim uzun oldugu için A. Graham Bell ismi kısalttı ve telefonu acar acmaz Ale Lol Os demeye bacladı sonraları sevgilisi isine fazla zaman ayirdigini soyleyip onu terketti. Bu olaya asiri derecede üzülen A. Graham Bell telefon her calisinda sevgilisinin aradıgını sanip ismi daha da kısaltarak Alo demeye basladı ve bu olaya saygı duyan telefon aboneleri Alexander Graham Bell icin telefona ilk cevap verdiklerinde “Alo” demeye basladılar ve bu sonunda gunumuze kadar geldi…
Simdi bu yukaridaki biraz inanilmaz gibi cunku Amerika’da “Alo” degil “Hello” deniliyor telefona cevap verildiginde. Her neyse konusmuza donelim.
Dunyada, degisik kulturler degisik telefon stillerine sahipler. En kibar olanlar Araplar telefon kulturu soz konusu olunca. Soyleki, konu ne olursa olsun ilk olarak birbirlerine yaklasik bes dakika suren ve genelde gereksiz olan sorular sorarlar. Bu uzun soru faslindan sonra neden aradiklari konusuna gecerler. Hele birde bunun kapatma merasimi vardir ki, hic o konuya girmeyeyim. Bir bu kadar uzundir desem yeter sanirim.

Araplarin aksine dunyanin diger yanlarinda telefon gorusmelerin ilk girisi kisadir. Britanyali ve Amerikalilar genelde “Hello” diye cevap verirler, bazen bunun yerini “Evet” de alir. Eger is gorusmesi ise veya askeriyede geciyorsa gorusme soy isimleri ile cevap verirler.
Fransizlar bildigimiz “Allo” ile cevap verirler ve genelde isimlerini eklerler "Qui est a l"appareil?".“Kim ariyor?”. Bir cok ulkede telefonlar supheyle cevaplanir. Kimin aradigi hemen ogrenilmek istenir ve ogrenilene kadarda pek konusma taraftari degildirler. Italyanlar “Pronto” ve ya “Evet”, “Hazir” ,“Konus” gibi kelimelerle cevaplarlar calan telefonlarinive sonra hemek eklerler “Chi parla?” “Kim ariyor?”. Almanlar soy adlarini resmen bagirirlar telefona “Schmidt” “Mueller” gibi…hatta kadinlar bile yapar bunu. Ispanya’da calan telefonun cevabi “Diga” yani “Konus” tur. Meksika’dada “Diga” genelde kullanilsada “Bueno” yani “Guzel” veya “Iyi” de bunun yerini alir. Arayan kisi hemen kimin cevapladigini sorar bu sefer. Eger yanlis numarayi aramislarsa, sanki aradiklari kisini sucuymus gibi bazen karsi tarafa kizarak kapatirlar telefonu. :) Ben Turkiye’ye uzun bir sureden sonra tatile gittigimde ilk farkettigim herkesin cep telefonu olmasiydi. Yani simitci cocukta bile vardi. Sasirdim haliyle. Benim telefonum o zamanlar Turkiye’de calismayacagi icin (simdi calisiyor ama muthis fatura geliyor, ve kullanmiyorum) babamdan telefonunu istedim. Adamcagiz dedi ki;-“Kizim bak 400 kontur yukledim, seni baya idare eder.”Ben cep telefonu olayini Amerika’daki gibi biliyorum :P tabiki ve aci ogrendim oyle olmadigini. Aksam babam geldi eve ve telefonu kullanmak icin eline aldi. Aman Allahim o da ne? Eksi 8 yaziyor. Arama yapamiyor tabi adamcagiz ve bana bakiyor ne yaptin dercesine. Bende siritiyorum koseden, baktim olacak gibi degil hemen tirnaklarimi cikardim kedi gibi ve basladim cazgirliga;“Ya babacim insane uyarir ya, tam ortasindayi gorusmenin, pat diye kesildi telefon. Ne bicim rezil oldum yaBabam biraz yumusadi tabiki benim timsah gozyaslarimi gorunce. Bilemezki adam erkek arkadasimlar saatlerce gorusmusum. Saatlerce dedigime bakmayin, ne kadar konusulur o kadarcik konturle az cok bilirsiniz hepiniz. Babam bende sonra ogrendi kontorun eksiye dusebilecegini. Neyse ben adam oldum az konusuyorum artik. Ama beni arayan cok arkadas. Birde arayip cagri atma olayi varmis. Cevap verince resmen kiziyorlar. “Ya son iki konturum kalmisti senin yuzunden gitti ne demeye cevap verdin?”. Oha oldum resmen. Simdi ne denir bu insana. Hic bir sey, sadece yuzune telefon kapatilir. Ben bu isi ogrenene kadar canim cikti. Ne zormus yahu. Arayip iki kere caldirmanin uc kere kisa beeplemenin bile kodlarini ezberlemis millet. Ask-i ilan bile ediliyor vallahi iki zir zir la. Zir zir dedigime bakmayin, millet sarki yukluyor devamli. Her sevgiliye ayri melodi ile caliyor cepleri. Bir restauranttasin, calan calana. Hani gurultuye alisiyor insanda, arada o kral tv reklami yaparcasina calan melodiler olduruyor insani. Eh bende fazla konustum sanirim. Bu kadar yeter. Ama daha cok var tabi bu telefon maceralarimdan. Onlarda sonraya. Bir ara sikayet geldi, uzun yazinca korkup okumuyormus bir iki arkadas. :)

Wednesday, March 08, 2006

EBELENMISIM

Gamzeli beni ebelemis. :) Bakalim bu testten gecebilecekmiyim.

YAPTIGIM IKI IS

  • USBANK (Kredi Mudireligi)
  • Michael’s (Arts & Craft Bolum Direktoru)

DEFALARCA IZLEYEBILECEGIM IKI FILM

  • Gone With The Wind (Ruzgar Gibi Gecti)
  • Hababam Sinifi (Butun serileri)

YASADIGIM YER

  • Amerika

SEVDIGIM DORT TV PROGRAMLARIM

  • Gilmore Girls
  • Law and Order
  • Alias or 24
  • Yakalayabildigim guzel Turk dizileri ve showlari. Takip edebildigim kadariyla tabiki

TATIL ICIN GITTIGIM YERLER

  • Turkiye
  • New York
  • California
  • San Francisco


EN SEVDIGIM DORT YIYECEK

  • Nohutlu Pilav
  • Manti
  • Sis Kebap
  • Her cesit salata
  • Baklava
  • Dondurma
  • Cikolata
  • Sarma
  • Sanirim dort tane denilmisti :P
  • Lahmacun yada kiymali pide demismiydim
  • Balik
  • Tamam tamam…ne yapayim sevdigim cok
  • Turk yemeklerini ozledim. :( Aslinda annemin yemeklerini ozledim

HER ZAMAN ZIYARET ETTIGIM DORT BLOG

  • Firsatim oldugunda listemdeki herkesi ziyaret ediyorum


SU ANDA OLMAK ISTEDIGIM DORT YER

  • Annemin kucagi
  • Babamla sahilde yuruyus
  • Sevdigim arkadaslarimla tatil (Herhangi bir yerde)
  • Turkiye

EBELEDIGIM DORT BLOGGER

  • Pinkmoon
  • Tugce
  • Atonica
  • Unfortunately

Test degilmis ama resmen kendini tanitiyorsun. Amacda bu olsa gerek. Isteyim ya...kafam numaralardan baska bir sey almiyor. :)




Sunday, March 05, 2006

YOKOLAN CABALAR

Gozlerin arkasi neden bu kadar derin?
Sozlerin yuku neden bu kadar agir?
Ya biz anlatamiyoruz derdimizi,
Ya da bizi dinleyenler sagir.

Ne kadar guzel bir dortlu. Insan soylemeye calistikca, anlatmak icin cirpindikca yok oluyor sanki cabasi karsisindakinin umursamazliginda. Tipki ruzgarda savrulup giden yapraklar yada elimizden kacip goge yukselen ve bir daha hic goremedigimiz balonlar gibi. Kolay degildi bu insanoglu icin o kadar cesareti toparlamak saskin ve caresiz bedende ve sunmak karsidaki kisiye. Simdi ezilirmisin soylenmis sozcuklerinin altinda "keske"ler yakarken dilini, yoksa kirik parcalari toparlarmisin bir kez daha... bile bile bu sefer biraraya gelemeyeceklerini...?

Tuesday, February 28, 2006

AHDIM OLSUN!

Geçti yillar
Ah geç aydim
Anladim ki bosa gün saydim
Baka kaldim giden güne
Ben hep düne ait kaldim
Çocuklugum kavruk
Gençligim savruk
Yetiskinligimden hiç hayir yok
Hayat kadere inat seni
Sil bastan yasayacagim
Ahdim olsun
Esip geçtim, yagip geçtim
Kaçirdim tez zamanlari
Pismanliklar, düsmanliklar
Bitmez dilimin amanlari
Çocuklugum kavruk
Gençligim savruk
Yetiskinligimden hiç hayir yok
Hayat kadere inat seni
Sil bastan yasayacagim
Ahdim olsun

Bu sarki kendim kopyaladigim eski bir cd'den pat diye atladi kulaklarima yolda giderken. Aman ne guzelmis dedim kendi kendime ve basladim eslik etmeye. Hani diyecegim ki huzunlu bir sarki ama bakiyorum ki bu ayaga kalkmaya karar vermis bir insanin agidi. Birakin kizsin gecmisine, bak nasilda gucle bagiriyor "Hayat! Kadere inattttt...seni sil bastannnnn yasayacagimmm. Ahdim olsun!" Olsun vallahi, yasa. Bende yasayacagim.
Sevecegim, gezecegim, gorursun sana neler edecegimmmm. Tamam tamam bu son uymadi. ne yapayim sarki dagarcigim benim boyumu asali seneler oldu. Kac sene demeyin vallahi soylemem. Simdi bende ekliyorum yapacaklarim listesine hayati yeni bastan yasamayi. Hatirladiginiz uzere ilki diyemediklerimi diyebilmekti. Siz neler demek isterdiniz diyemediklerinize? Varmi icinizde saklanmis "Ah keske"leriniz?

Sunday, February 26, 2006

EBEKULAK

ebekulak...Atilla Atalay'in bu minicik oykusu aslinda bir hayli buyuk bir yer kaplamisti hayatimda. Nasilda severek okumus, salya sumuk aglamis ve soz vermistim "Hayatimda asla diyemedigim olmayacak" diye. Nede tuttum sozumu ama. Dilimin ucunda bir suru diyemediklerim. Hani insani cildirtan cinsinden.
Ah be canim ah be guzelim, biraz daha akilli olsaydin. Biraz daha tutsaydin sozlerini ve beni hayal kirikligina ugratmasaydin. Oysa uykumu (metaphor) bile senin icin azaltacak hatta belkide yok sayacaktim. Cikolatalarimindan hatta kahvemden vazgececektim senin icin. Ruyalarimda hep sen vardin ben istesemde istemesemde. Sakin havalara girme, hepsi guzel ruyalar degildi.
Iste bunlar sadece buyuk bir kutunun icinde saklanmis, hep icimde kalmis ve birazcik "diyemediklerim" adindaki kirintilarim. Daha ne kirintilar var hali alti supurdugum. Belkide benimkisi korkaklik. SIKARSA CIK YUZLERINE SOYLE! Ih-hih! yapilmiyor, olmuyor. Buralardan hala diyecegim;

Beni cok kullandin be insanoglu. Bu kadar basitmiydi? Bu kadar kolaymiydi? Hic mi vizdan azabi cekmeyeceksin?
Ben mutluyum ya sen? Biliyormusun bana en buyuk iyiligi yaptin. Hayatimin anlamini, guzelligini ogrettin kotulugu gostererek.

Neyse...benim diyemediklerim, diyemeyeceklerim bitmez. Iste bu kadar SIKICI bir giristen sonra size ebekulak hikayesini sunuyorum. Bir kusurumuz olduysa affola.

ebekulak

orda duruyor. nasıl olsa eninde sonunda göz göze geleceğiz; ama ilk hareket ondan gelmeli, bekliycem. allah kahretsin... yine çok güzel, çok... aklıma tüküreyim, nasıl da terk ediştik yasemin’le. okulun kantinindeydik galiba, “sen” dedi, “hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya âşık olursun.” sana ne kızım, gönlümün kâhyası mısın gibisinden lâfı ağzımda geveledim. “köpek gibi geri dönersin ama!” dedi. o lâfı demeseydi, hemen ertesi gün dönerdim belki. ne o ne ben döndük ve üç yıl sular seller gibi geçip gitti.
olanca güzelliğiyle hâlâ orda duruyor. beni gördüğünü biliyorum. yanına gidip “merhaba!” desem, çok büyük bir taviz sayılmaz. yanındayım... ilk darbeyi:
-şişmanlamışsın, diyerek indirdim.
karşı saldırı anında geldi, beni öldüren gülümseyişle:
-senin de saçlar gidiyor galiba (!) dedi.
arada boşluk kalmadan:
-gamzeni n’aaptın? diye sordum. yanağında gamze vardı, aldırttın galiba ya da fondötenlerin altında kalmış, gözükmüyor (!)
kıvılcımlar saçarak:
-hayatımda suratıma fondöten sürmedim ben, dedi.
güzel, sinirlendi... yumuşatmalıyım...
-o zaman güi bakalım, gamzen yerinde mi, görelim?
hemencecik güldü. yavru kedi mi yuttum, içimi ne cırmalıyor? niye kalbim küt küt atıyor ki? bir gülüşte böyle olursam, sonrası n’aapar beni?
-sahilde yürüyelim mi banklara otururuz, dedi.
-işte zafer! belli ki o yavru kediden yasemin de yutmuş. yürüyoruz... saatine baktı:
-iki saat sonra özkan işten çıkar, dedi.
-özkan haa!... demek özkan... kasten ismini yanlış söyleyerek:
-ne iş yapıyo bu öztan? dedim.
-reklâmcı, diye yanıtladı.
-ben tanıyo muyum bu özcan’ı?
durdu, kızdı; ama belli etmiyor.
-tanımazsın, özkan boğaziçi’nden.
demek özkan boğaziçi’nden. iyi... aferin özkan’a... bravo yani... aşağılık özkan... ibibik, badem... bakışlarımdan düşüncelerimi okumasın diye denizi seyrediyorum.
-senin minö n’aapıyo? diye sordu.
minö ne demek be kızım!.. benim taktiğimi kulianıyor. ben ısrarla “umurumda değil!” muamelesi çekerek herifin adını yanlış söyledim ya... o da benimkinin adını tahrif ediyor.* mine yerine minö. pes yani... bari emine filân de be kızım. yuh yani! feci dalga geçti benle.
-gitti, amerika’da, dedim.
çay bahçesindeyiz. o da ne? yasemin’le şarkımız çalıyor: “arapsaçı.” ha ha hey!.. şimdi bittin işte kızım! sen dayanamazsın bu şarkıya... kim kime köpek gibi dönermiş görücez! hele bir şarkının o bölümü gelsin. “gönlüm söz dinlemiyoor / sevdiğimi ver diyoor / kim görse şu hâlimi / bir daha sevme diyoor / aaah aşk yüzünden / arapsaçına döndüm / çöz beni arapsaçı / çivi çiviyi sökeer / budur bunun ilâcı.” peki, bana n’ooluyo? şarkıyı dinlememek için içimden “gün doğdu hep uyandık / siperlere dayandık.” marşını söylüyorum. o da kafasını daldırıp bir şeyler arıyormuş rolü kesiyor. şarkı yüzünden iki tarafta da zayiat yok. bravo! direncine hayranım bu kızın!
-gitmeliyim, dedi.
giit... kal mı diycem sanıyorsun.
-iyi, sen bilirsin...
git... git... özkan bekliyodur... yürrü... son bıçağı sapladım:
-kilo vermeye çalış. özton’a benden selâm...
usulca kalkıp masadan uzaklaştı. ardından bakıyormuş gibi olmamak için masa örtüsündeki kırmızı kareleri saymaya karar verdim. bir... beş... on... allahım! ebekulak... beykoz’da dolaşırken tam dört yıl önce yerde bulup ona vermiştim.
-bizim köyde bunlara ebekulak derler. yağmurdan sonra çimenlerin üstünde bir sürü olur. çocuklar avucuna alıp şarkı söyler. al, senin olsun, beni hatırlarsın.
şimdi o ebekulak iki kırmızı karenin arasında öölece duruyor... şarkı sırasında çantasını karıştırıyordu. o zaman koymuş olmalı. silâh olarak ebekulak çekeceğini hesaba katmamıştım.
içimdeki yavru kedi debelendi. diyememeklerle geçen ömrüme bir de “yasemiiin” sözcüğü eklendi. yüz kırmızı kare... bin kırmızı kare...

Canim Pinkmooncugumun istegi uzerine copy paste yapiyorum. Bakalim Atilla Atalay kimmis. bu arada cogunuz onun Sidika adli karakterini ayni isimli televizyon dizisinden tanirsiniz.

Iste kisaca Atilla Atalay.




Atilla Atalay

1963 senesi yazýnda bir bebek dünyaya geldi.. Kafasýný okumaya takmýþ, lisede "teyyareciye" verilmesine raðmen dýþarýdan mektep bitirip öðretmen olmuþ ve hatta bu yüzden oðlunu memlekette büyütmüþ Havva ile Çamurdan da olsa razý olunan bir füzeci, Mehmet Atalay'ýn oðlu, Atilla Atalay... 15 yaþýnda ilk yazýlarýný Gýrgýr dergisine yollayýp, basýlmasýný da saðlayan ve sonra bir gün çaðrýlýp dergide iþe baþlayan Ati Bey...
Son üç-dört senedir yazdýðý seri öykülerle Sýdýka'nýn yaratýcýsý... Sýdýka'dan önce ciks ekolü yaratan Eray.. ve sonra süren kiþiler...Kendini yaþlanmýþ hisseden ama herkesin genç kuþak yazarlar arasýna aldýðý bir yazar... Gördüklerini, yaþadýklarýný anlatýrken, herkesin dinleyeceði bir þarký söylermiþ gibi yazan bir yazar.

90 kuþaðý olarak adlandýrýlan popülarite meraklýsý bir kuþak döneminde, gerçekten karakterli olarak oturmuþ bir mizah anlayýþýnda, yeni bir mizah yapýsý, espri anlayýþý oluþturan yazarlardan birisi... Kelime oyunlarýndan güncel atýflara uzanan bir espri yapýsý ile belirgin ve taþlayýcý bir üslup. Her an gözümüzün önünde olanlar için birazcýk gülme þansýmýz... "Haftanýn lakýrdýlukurdusu" adlý köþesini 1989'da Hýbýr dergisinde açtýktan sonra bugün H.B.R. maymun olarak devam eden dergide yerini hiç terketmeyenlerden... Dergi, gazetelerde yayýnlanan yazýlarýndan derlenen ve yayýnlan- mamýþ öyküleri ile ciltlenen 8 tane kitaba sahip.
· Usulcacýk
· Uyuyamadýðým
· Düþ Kovalayan
· Ebekulak
· Civciv Kutusu
· Sýdýka
· Menekþe Ýstasyonu
· Yalnýzlýk Aletleri
free web counters
SERZENIS PRODUCTION © Copyright 2005.All Rights Reserved.